Saat yaklaşıyor, gözlerim yolda Bade’yi
bekliyorum. Bizim binanın hemen yan tarafı boş arazi, bizim binanın hemen arka
kısmında da boş bahçeli bir daire var. Dairenin bahçesinde bulunan boş
banklarda cumartesi günleri Bade ile birlikte gelir dondurma yeriz saat on
ikide. Öyle bir karar aldık aramızda dondurma günü ilan ettik cumartesi gününü.
Bunlar özel şeylerdir özel kişilerin özel günleri olur. Ama henüz Bade’ye olan
aşkımı açıklayacak cesareti kendimde bulamadım. Üstelik bu dondurma günü
şeysinide ben uydurdum, belki dondurma yerken ve ortalıkta kimseler yokken
açarım bu mevzuyu ama tık yok daha.
Okullar yaz tatiline girdi, ben beş orta ikiye geçtim Bade orta bire.
Geçen yazın sonunda taşındılar bizim mahalleye, hem de bizim tam karşı
apartmana hem de tam bizim dairenin karşısına. Uzun siyah saçları, hafif dolgun
yanakları, minik dudakları ve siyah keskin gözleriyle öyle serçe bakışlarıyla
kalbimin içine ilmek ilmek işliyordu kendini. Göz göze geldik, ben o sırada
bisiklet sürüyordum ve bisikletten düştüm. Öyle göz göze geldik yani. Adamlar
eşyaları indirip daireye taşıyordu, bende bir köşede oturmuş Bade’yi
izliyordum. Çiçekli bir elbise vardı üzerinde, başında yine çiçeklerden oluşan
bir taç. Adamların hepsi eşyaları toparladı taşınma işlemi bitti. Herkes
köşesine çekildi, ben köpek görmüş kedi gibi koşarak eve çıktım. Kimseye selam
sabah vermeden balkona fırladım. Din kültürü ve ahlak bilgisi dersinde
öğrendiğim bütün duaları etmeye başladım balkona çıkması için ama çıkmadı. Gece
uyumadan önce başım yastıkta planlar yapıyordum, kesinlikle tanışmalıydım ve
arkadaş olmalıydım. Aşık olduğumu daha sonra söylerim, kızı ürkütmeyelim hemen.
Planımı yaptım sabah olacaktı, dışarıda gördüğüm anda yanına gidip mahallemize
hoş geldin ben Eyüp diyecektim. Sonra ona mahalleyi tanıtma görevini üstlenip yardımcı
olacaktım. Sonuç olarak arkadaş olacaktık. Sabah oldu dışarıda avını bekleyen
aslanlar gibi pusuya yatmış bekliyordum.
Nihayet çıktı, amaçsızca etrafına baktı. Yanında bir kız daha vardı,
karşıya geçip orada ki binanın merdivenlerine oturdular. Yani bizim binanın.
Fırsat ayaklarımın altına gelmişti adeta. Kıvrak ve kurnaz adımlarla yanlarına
doğru gidiyordum, kenarda duran arabanın camına bakıp saçlarımı düzelttim,
bugün yine havamdaydım. Ona yaklaştıkça söyleyeceğim her şeyi unutmaya başladım.
Dudaklarım kuruyordu, kalbim zonkluyordu. Tam önlerine geldim ve durdum. Onlar
bana bakıyordu ben onlara bakıyordum.
“merhaba, ben Eyüp”
“merhaba”
“yeni taşındınız dimi”
“evet”
“şey, ben geçebilir miyim bizim
bina burası”.
Geçtim, geçmez olaydım. Dünyanın en salak insanı gibi hissediyorum
kendimi. Utandım hemen yukarı kaçtım. Balkona çıktım gizli gizli onları
izliyordum. Yanında ki çirkin kızla gülüşürken gördüm onu ve sanıyorum ki artık
tam anlamıyla çok kötü aşık olmuştum. Annem seslendi içerden yemek yedin mi
Eyüp diye ama ses yok benden. Neden, çünkü kadınımı izlemekle meşgulüm anne
rahatsız etme lütfen. Ama olur mu öyle insanlar saygısız. Geldi dibime kadar
girdi, rahat yok.
“yemek yedin mi Eyüp”?
Kafamı yukarı aşağı yaparak
cevapladım. Ama asla tatmin olmuyor.
“ne yedin”?
Kafamı daha hızlı yukarı aşağı
sallayarak başımdan savuşturmaya çalıştım.
“ne halin varsa gör”.
Çok çişim geldiğinden tuvalete kadar gidip geldim. Geldiğimde o yoktu
gitmiş. bir iki gün göremedim onu ortalarda, oldu mu kızım şimdi böyle
neredesin. Akşam balkonda denk geldik, başımı eğerek gülümsedim oda bana
gülümsedi. Bana gülümsedi! İçeri geçip çılgın dansımı yapma zamanım geldi. Ev
halkının garip bakışları içerisinde kıçımdan uydurduğum seslerden oluşan çılgın
dansımı sergilemeyi başarı ile tamamladıktan sonra balkona dönüşümü
gerçekleştirdim. Kızı yine kaçırdık içeri girmiş. Bu kız hiç yerinde durmuyor.
Sabah oldu dışarıda denk geldik yalnızdı, ben dün akşamki gülüşmemizden sonra
biraz daha kendime güvenim yüksekti. Yanına gidip selam verdim, konuşmaya
başladık. Öyle güzel sesi var ki insanı salaklaştırıyor. Daha fazla konuşturmak
için neredeyse ege bölgesinin iklimini anlatabilir misin diye soracaktım.
Nereden geldiniz, niye geldiniz, neden bu mahalle, kan grubun ne? Kızı bunaltıyorum
belki ama sesini duyan insanların beni anlayacaklarından hiç şüphem yok. Sonra
benim ismimde Eyüp dedim güldü. Evet söylemiştin dedi hatırlıyorum. O gülüş
beni bitirdi. Senin adın neydi söylemedin. Bade.
Böyle güzel güzel bir sürü gün, hafta ve aylar geçirdik Bade
şirinesiyle. Ama bir türlü ya Bade, sen gülerken bulutların beni içine
çektiğini hissediyorum. Sanki yanmış elimi alıp buzlu suya sokmuş gibi
oluyorum. Yani benim güzeller güzelim ben sana çok kötü aşık oldum. Demedim,
diyemedim. Ama diyeceğim…
Karşıdan göründü kalktım ayağa, bana doğru gelişini izledim, yürüyüşünü,
beni gördüğü andaki yüzündeki gülümsemeyi. Dondurma olsam erimiştim şimdi.
Bugun çok yorgundu hatta dün gezmişler annesiyle baya ama beni kırmadı beni hiç
kırmaz zaten. Hemen cadde üzerinde bulunan dondurmacıya gittik, bu kez oda
karışık dondurma aldı. Harun abi, dondurmacının sahibi aşırı zayıf bir adam
yani öyle ki bazen mesela gaza gelip beş top koy Harun abi diyeceğiz ama
çekiniyoruz o zayıf kolları beş top dondurmayı taşıyabilir mi diye. Kolu molu
kırılır al başına bela. Sosa batırayım mı dedi, gelde çıldırma şimdi. Ulan
sürekli alıyoruz zaten bir kere sossuz aldık mı bu soruyu soruyorsun bize diye
bağırdım içimden, hayır indiricem lavuğu kız var yanımda. Aynen harun abi olsun
Bade’ninki bol olsun. Dondurmalarımızı alıp gedik banklara. Canım baya çekmiş
öküz gibi daldım bir an çaktırmadan da Bade’yi kesiyorum bu öküzlüğüme şahit
olmaması açısından. Bade dedim dondurmanın kenarından yalarken.
“ şu servet iti seni rahatsız mı ediyor”?
“hayır, o nereden çıktı ki”?
“yok bana öyle gelmiş demekki,
orospu çcocuğu ya”
“Eyüp küfür etmesene, kötü biri
değil bir şey yapmıyor”
“nereden biliyorsun ya kötü biri
olup olmadığını namaza mı gidiyorsunuz beraber, umreye gitmişte onların fotoğraflarınımı
gösterdi sana, hem bütün bunları yapmış olsa bile iyi bir insan olduğunu
göstermez kalpazan bakkal idris abide her cumaya gidiyor sonuçta. O it anca
babasının parasıyla hava atsın sağda solda. Onunla konuşmanı istemiyorum.”
“Eyüp sana ne oldu, sakin ol
giderim yoksa”
“tamam”
İt servet, isme bak adam mal varlığının imzasını atmış resmen görgüsüz
sığırlar. Bu Servet iti hep bizim mahalledeydi altı katlı apartmanları var
burada, babasının ne bok yediğini bilmiyoruz. Üst kat komşumuz Faik amca bir kere
tartışmıştı Servet itinin babasıyla, pezevenksin sen demişti. Kesin pezevenk
yoksa böyle bir it getirmezlerdi dünyaya. Bu Servet iti, kumral dümdüz saçlara
sahip hani hiç bir şekle girmeyen dümdüz amele saçlarından, uzun sivri bir
burun, fazla çekik gözler, sivri bir yüz tam bir sivrisinek it oğlu it. Arada
sırada benim olmadığım anlarda Bade’ye yakınlaşmaya çalıştığını gördüm. Aldım
bunu kenara geçenlerde tehtid ettim. Oğlum dedim sivri it, Bade’den uzak dur
pitbull çarpmışa dönersin. Sonra annesi çıktı o sıra cama. Servet, oğlum hadi
yukarı amcanlar çağırıyor diye seslendi. Ben Yusuf Miroğlu gibi bakıyorum
lavuğa oda bana Atilla taş gibi bakıyor. Bakıştık içeri girene kadar. Şimdilik
susuyorum, ama bu susuş sıradan bir susuş değil bu susuş nefesi içeri çekmek
gibi ne kadar çekersen o kadar üflersin, yeteri kadar nefes biriktiği zaman
içimde işte ozaman belki bir kasırgaya bile sebep olabilirim.
“sana bir şey söyleyeceğim”
“ne söyleyeceksin”
“ben”
“evet”
“ben, dün akşam kustum”
“offf midem bulandı, neden”
Ağzına sıçayım Eyüp, ağzına
sıçayım başka bir bok bulamadın mı.
“bilmiyorum yediğim bir şey
dokundu herhalde”
“ne yedin”
“neyse konuyu kapatalım”
Haşim geldi. Bade’nin ağbisi, benden hiç hoşlanmaz çünkü ilk
taşındıkları zaman bir kıza aşık oluyor okulda, benim ağbimde aynı kıza aşık
nitekim ağbim kapıyor kızı. Haşim’de bütün hıncını benden alıyor. Bunlar lise
öğrencisi lise son sınıf. Bade’yi aldı gitti yanımdan. Birde üstüne fırça çekti
bana, servet yanındayken bir şey demiyor ona. Hatta o çağırıyor Servet’i başını
falan okşuyor. Çünkü yaralı çapkın aşığımız bu sefer Servet’in ablasına göz
koymuş. O Yüzden her fırsatta beni boklar Servet’le arkadaş olmasını tavsiye
eder. Çünkü kardeşleri arkadaş yapıp oradan kızla yakınlaşmaya çalışacak
sıfatsız. Yoksa Bade’de Servet’te umrunda değil.
Mahallemizin Arif ağbisi var, severim onu oda beni sever. Benim ağbim
maldır biraz dövüş falan bilmez öyle çok. O yüzden beni koruma görevini Arif ağbiye
yaptırtırım abimdende büyük zaten o. Ama ben ona Arif derim oda güler kızmaz
bana diğer çocuklar hele bir desin bakalım noluyor. Bahçeden çıkıp onun yanına
gittim bende köşede takılıyordu her zaman ki gibi.
“Arif” dedim, “şu Haşim’i bir ara dövsek mi”?
“en son sen döveceksin zaten bu
gidişle, beni uğraştırma Eyüp çoluk çocukla sende çok takma kafana, ne o lan
gelir gelmez adam asıyorsun.”
Babam seslendi, döndüm baktım
kapının önünde duruyor. Arif’e selap verip gittim kapının önüne.
“git eve üstünü giyin. Zafer
amcanlara gidiyoruz.”
“tamam”
Hazırlanıp çıktık evden, balkona çıktım baktım Bade yok. Göremeden
edemiyorum bu kızı. Kapıya indik arabaya bindim gidiyoruz. Camdan sokağa
bakarken az ileride Bade ve Servet itini gördüm. Hemen arkalarında Haşim ve
Servet’in ablası Şengül. Yürüyorlardı hep beraber. Camı açtım bir panikle
baktım, yok olamaz böyle bir şey o göt Haşim, Şengül’le takılmak için
kullanıyor bu kızı yoksa Bade’nin ne işi olur Servet’le. Yinede içimi bir
bulantı tuttu. Camı kapatmadım hızlı hızlı nefes alıp veriyordum. Ablam
yanımdaydı oturyordu eğilip bana baktı.
“noldu Eyüp”?
“bişey yok, ne bok var Zafer amcalarda”
Babam çıkıştı direksiyon başından
“doğru düzgün konuş puşt herif,
arabadan atarım seni yürüyerek gelirsin vallaha bak ha.”
Ablam sarıldı omuzlarımdan, iyice zıvanadan çıkıp yükselecektim
sakinleştim biraz. Geldik sonunda geçtik içeri oturuyoruz, sofralar kuruldu
rakılar açıldı. Zafer amcanın yanına gittim versene bir bardak dedim azcık.
Güldüler hep beraber
“ yahu Rıfat bu senin oğlan
senden hızlı çıkacak maşallah”
Evet evet diyip tekrar güldüler,
ulan içmeden leyla oluyorlar bana gülüyorlar. Siz ne bilirsiniz içmdeki acıyı.
“ İki yudum verseniz ölür
müsünüz”?
Baktım iyice gülüyorlar kendimi rakının mezesi gibi hissettim daha fazla
boka sarmadan oturdum oturduğum yere. Sonra Zafer amca demez mi iyi ki geldiniz
Rıfat pazar akşamı dönersiniz zaten yarın seninle piknikte güzel bir mangal
yaparız. Hem senin şu pendik olayınıda konuşuruz. Şaka mı bu ya bu bir şaka
olmalı. Ulan benim ne işim var burada benim mahalleye gitmem lazım benim
Bade’yi bulmam lazım Servet iti benim yokluğumu fırsat bilecek. Herkes içti
kafalar güzel oldu odalara çekildi millet, ben kaldım böyle yavru kedi gibi.
Bade’yi düşünüyordum. Bir keresinde çok kötü düşmüştü bisikletten kolları ve
dizleri yara olmuştu. Aklımı kaybedecek gibi oldum. Koştum hemen su aldım
yıkadım yaralarını, ben yaralarına su dökerken suratında acı bir ifadeyle bana
bir bakışı vardı, çıkmıyor aklımdan. Nasıl yandı canı kim bilir. Yara bandıyla
yapıştırmıştım her tarafını kolay kolay ağlamazdı Bade sıkı sağlam kızdı. Bir
keresinde bizim yan apartmanın balkonundan kafama saksı düşmüş, ben
hatırlamıyorum bayılmışım. Gözümü açtığımda evdeydim, ne oluyor ya diye
ayılmaya çalışırken bir baktım karşı koltukta Bade var bana bakıyor. Korur
kollardık birbirimizi, kimse sataşamazdı. Anca bakar geçerlerdi en fazla bu
olurdu yapabildikleri. Şimdi o böyle orada ben burada, balkona çıkıp
bakamıyorum ona.
Sabah oldu pikniğe gittik, en sevdiğim köfte kızarıyor ekmek arası falan
yapıyorlar ama nafile hiç iştahım yok, iki parça ısırdımm zar zor yuttum
bıraktım ekmeği. Tantana ettikleri için ye şunu iç şunu, uzaklaşıp dolaştım.
Saati soruyorum sürekli o kadar sıkıldılar ki saati sormamdan artık Zafer amcanın
kolunda ki saati tutup kendim bakıyordum.
Şükürler olsun ki bitti bu piknik macerasıda eve dönüyoruz. Eve
döndüğümüzde saat akşam on ikiydi. Bade’lerin ışıkları kapalıydı. Uyudum bende
ölüyordum yorgunluktan. Mahalleye çıktım kimse yok, bütün gün kimse yoktu.
Haşim’i gördüm en son tip tip bana bakıyordu binalarına girerken
“Bade yok lan kereste teyzeme
gitti dört gün yok dolanma buralarda kaybol dedi”
Darbe üzerine darbe yiyorum, dört gün geçti. Cuma günü öğlen vakti karar
vermiştim Bade’ye açacaktım konuyu olmayacaktı yoksa bu iş böyle. Arka sokağa
gidip ekmek aldım bizim komşu teyzenin birine döndüğümde Bade ve Servet’i
gördüm. Servet’lerin kapısının önünde oturuyorlardı. Belli balkonlardan
haberleşip inmişler ben gidip gelene kadar. Hemen yanlarına gittim çok
gergindim
“Bade ne yapıyorsun bu itle”
“Eyüp, düzgün konuşur musun”
“konuşamam düzgün falan kaç
gündür takılmıyoruz, bu it kandırdı mı seni”
“Eyüp, sanane bundan karışmasana”
Merdivenlerde oturan Servet itinin suratına ayağımın altıyla tekme
attım. Ağlamaya başladı. Arif geldi tuttu beni göğsümden ayaklarımı yerden
kesip arkaya doğru döndü. Yere bıraktı beni kolumdan tutup aşağı doğru
götürüyordu bir yandan da gel ulan buraya diyordu. Giderken kafamı arkaya doğru
çevirdim, Bade’nin onunla ilgilenişini gördüm. Yıkıldım.
Eve geldim, su doldurdum içtikten sonra sinirden alıp yere fırlattım
bardağı. Babam kalktı geldi şamar patlattı.
“Pezevenk herif ne yapıyorsun lan
sen iyice Ali Kıran Başkesen oldu başımıza bu”
“sigara var mı”?
bir tane daha vurdu.
“ayaklarını kırarım lan senin,
topla hemen şuraları çabuk ol”
Eğildim, bardaktan arta kalan en büyük cam parçasının üzerine minikleri
topluyorum. Gırgırla al diye seslendi babam oturduğu yerden. Büyük parçaları
toplayıp bir kenara koydum. Gırgırı aldım, gırgırla yerde sağ sol yaparken
düşündüm. Bir gün çocuğum olursa ve o çocuk eve gelirde bardak kırarsa, yanına
geleceğim. O bardağa bakarken korkuyla bardağın amına koyarım oğlum gel otur
şuraya neyin var diyeceyim. Al yak bir sigara, anlat.
Yatak odasına gittim babamın pantolonundan biraz para çaldım. Odadan
çıktım, evin kapısını sert bir şekilde çarpıp gittim. Bu sert çarpış bir sinir
değil, hayatımın en kötü gününde, kalbimin en çok kırıldığı bugünde, suratıma
atılan değil ruhuma atılan şamarın sesini duyurmak istedim içeriye. Sokağa
bakmadan hızlıca yürüdüm, arka sokağa girdim ordan diğer sokağa, böyle üç beş
sokak geçtikten sonra bir bakkala girdim.
"Kolay gelsin"
Cevap yok
Bu kendinden geçmiş esnaflara
uyuz oluyorum. Baygın gözlü, gri bıyıklarının ucu sararmış, mor koca burunlu,
sarkık alt dudak ve göbek. Oturduğu yerden ne istiyorsun der gibi bakıyor.
Sanki bizim görmediğimiz keskin bir nişancı bu dallamayı burada zorla turuyor. Bak
bakkal efendi eğer içeri bir müşteri gelirse ve müşteri sana iyi günler, kolay
gelsin tarzında konuşursa ve sen bu ahlaksız konuşmalara cevap verirsen senin o
bayık gözlerinin tam ortasından acımadan vururum! Babamın sigarasıdan istedim.
" bir tane kısa 2000 "
" kime alıyorsun "?
" kendime alıyorum"
“Kaç yaşındasın sen”?
“On üç, ne olmuş”?
“Ayağa kalkarsam görürsün ne
olacağını bacaksız, siktirgit lan, kaybol”
“Sen siktirgit lan. Kalk bakalım
ne olacakmış”
Ayağa kalkıp üzerime yürüdü. Kapıyı açıp bir hışımla kaçtım. Deveye bak.
Seninle boğuşurdum bakkal efendi ama yorgunum. Kalbim yorgun, sen ne anlarsın
kalp yorgunluğundan.
Aşağı mahalleye indim Arif oradaydı yanına gittim. Sigara var mı dedim.
Kafamın arkasına vurdu. Hafif vurdu ama güçlü kolları vardı. Uzun boylu biraz
şişman, fazlasıyla esmer küçücük gözleri ile kocaman dudakları olan değişik bir
tipti Arif.
“sen sigara mı içtin lan
hayatında”
“içmedimde başlayacağım”
“o niye görürsem kırarım bacaklarını”
“sen niye üzgünsün, canın
sıkılmış gibi arif”
Arif bir şey çıkardı cebinden
yakmaya başladı, sigara gibi ama değil ama duman çıkıyor ondanda.
“o ney öyle dedim bana da ver”
“bu ağır sigara dedi, kapat şu
konuyu sinirlenmeye başlıyorum”
“tamam”
Bir arkadaşı geldi yanımıza ona da
verdi şerefsiz bana vermedi. Köşede apartman merdivenlerinde duruyoruz. Kızla
ayrılmış Arif öyle anlatıyor arkadaşına. Anlıyorum Arif’i zor.
“Bende” dedi, “ben de demeyeceksin
hiçbir zaman. Çünkü ben de demek bir insanı anlamak yolundaki devrilen en büyük
ağaçtır. en büyük engeldir, Mesela ben gece uyuyamadım der sana karşındaki sen
ona bende uyuyamadım dersen, onu anlamazsın aslında hemen kendine odaklanırsın.
Karşındaki bundan rahatsız olur, bunu hep tekrarlarsan iletişim biter. Çünkü ne
anlatırsan anlat bende diyecek biliyorsun bunu o yüzden susarsın. İnsanlar
birbirlerini bende demedikleri gün anlayacaklar. Ben ben de diye diye anladım
bunu. Bende kötü bir şey yani onu diyorum”
En ufak bir bok anlamadım Arif’in anlattığından yanımıza gelen
arkadaşıda gülerek kral iyi girdi kafana falan dedi. Sırıttılar falan ayrıldım
oradan. Bunlarla uğraşamam daha büyük problemlerim var. Bade, yarın dondurma
yemek için buluştuğumuzda söyleyeceğim yeter artık.
Sabah oldu bahçede bankın üzerinde oldukça gergin ve heyecanı bir
şekilde Bade’yi bekliyordum. Artık bitsin bu iş söyleyeceğim ulan. Zaman
geçtikçe iyice geriliyordum oturduğum yerden kalktım dolanmaya başladım
bahçede. Yavaş yavaş sıkıntı düşmeye başladı içime. Gelmedi.
Eve geldim, uzun bir süre bekledikten sonra bulamadımda Bade’yi. Bir
yıkım daha yaşadım evde. Pendik diye bir yere taşınıyormuşuz. O an göğsüme bir
sıkıntı girdi. İçinde bulunduğum durum ruhumu daraltıyordu. Hemde yarın
hazırlıklara başlıyormuşuz babam ortalıktan kaybolma dedi yardım edeceksin.
Dinlemedim bile sokağa attım kendimi. Oturdum merdivenlere mahalleye baktım
uzun uzun badelerin evine baktım, akşam olmuştu ışıkları yanıyordu ama kimse
cama balkona çıkmıyordu. Ne olmuştu böyle, Bade neden böyle yapıyordu. Mutlu
musun Bade gidiyorum!
Beş gün
geçti, yarın taşınıyoruz. Evden çıkamadım hiç odama kapattım kendimi. Çok
kırılmıştı kalbim sevgi ve nefreti aynı anda yaşıyordum. Filmlerde oluyordu
mektup yazıyorlardı, gitmeden bilmesi lazımdı Bade’nin bir şey değişmeyecekti
artık ama olsun. Bütün gücümü toplayıp yığın eşyaların arasından geçtim
balkona. Kağıt ve kalemimi alıp oturdum. Taşınmadan önce ona verip gidecektim. Gerçekten
hiç iyi değildim. Kafamı kaldırdım Bade’lerin balkona baktım biraz ve eğildim
tekrar.
“Bade,
zaman durdu. Geceler sabah olmadı belki de oldu ben farketmedim galiba.
Neredeyim, hangi gündeyim, şu an ne yapıyorum, ne yedim ne yiyeceğim, saat kaç,
bu kim şu kim bilmiyorum. Bade, acıların hiç acıması yokmuş, zamanın vicdanı
yokmuş. Kanım çekiliyor damarlarımdan. Seni görmek için arada bir çıktığım
balkondan Sokaktan geçen insanları izliyorum, kıskanıyorum deli gibi bu
insanları, sanki hiç dertleri yokmuş gibi sanki hepsi çok mutluymuş gibi
geliyor. Kokunu şimdiden özledim. Dondurma yerken böyle rüzgâr eserdi hafif,
saçlarını sallar o sana has güzel kokunu getirirdi burnuma. Artık dondurma da
yemiyoruz, kokunda gelmiyor. Bade, ben sana yirmi yıl önce dedemi kaybetmiş
olan anneannemin onun fotoğrafına baktığı gibi bakıyorum. Ellerim ayaklarım bağlı
kaldı. Çaresiz kaldım. Bade, bu hayatta ettiğim en içten duasın, en içten
gözyaşısın. Taşınıyoruz, bir daha göremeyeceğim seni, sesini duyamayacağım,
bana gülemeyeceksin artık, yan yana oturup anlatamayacağız birbirimize
hayallerimizi, üzüntülerimizi hiç bir şeyi. Dizini kanattığın halin geldi
aklıma, bütün gece uyuyamamıştım dizini düşünmüştüm, ben şimdi bu yoklukta
nasıl uyurum Bade. Boğazımda bişey var, su içiyorum, yutkunuyorum geçmiyor.
Sana hiç söyleyemedim, anlatamadım doğru zamanı bekledim gelmedi ya da ben
beceremedim. Bade, ben sana çok aşığım, sen belki bilmezsin, anlamazsın, görüp
duyamazsın ama ben sana çok aşığım. Hemde uzun zamandır. Bunu hiç söyleyemedim
sana Allah kahretsin Bade hiç söyleyemedim. İnsanlar aşıkken çok panik
oluyormuş, en sevdiğin giysilerinin başına gelir ya her bok galiba öyle bir şey
bu, insan en sevdiğine bulaştıyor her şeyi. Çok aşığım sana. Söylerim dedim
toplayayım kendimi geç kalmışım. Şimdi gidiyorum, kavuşamadık. Kimseye
ağlayamıyorum Bade, Arif'e bile ağlayamıyorum. Arka bahçede olsaydık şimdi,
banklara otursaydık ben kafamı senin dizlerine koysaydım hüngür hüngür
ağlasaydım, sende ellerinle kafamı sevseydin tamam Eyüp, geçti deseydin.
Küserdik bazen seninle, gelirdim yanına, bazen de gelmezdim. Bazen de korkardım kız
beni dengesiz bilecek diye. Ama Bade benim dengem sensin sen bana küsünce benim
dengem bozuluyor zaten ne yapayım bilemiyorum. İyi değilim bu konularda insan
nasıl bilebilir ki ne yapacağını, zaten kim bilmiş ki. Ben de bilemedim. Seni
hiç isteyerek üzmedim, ben bazen aptallaşabiliyorum sadece bu. Sen bu satırları
okurken, ben kendimi arabadan atmamak, düşünmemek için geçtiğim yollardaki dükkanların
tabelalarını okuyor olacağım belkide. Kancan ciğerlerimde, böyle balık gibi,
zorladıkça aşağı gitmek için uğraştıkça iyice sökülür iyice batar ya kanca,
senden uzaklaştıkça daha çok sökülecek büyük ihtimalle ciğerlerim. Sen bu
satırları okurken böyle göz ucuyla okuyacaksın, kafan kalkık gözlerin aşağı
doğru bakarak, kaşların çatık olur, dudakların birbirine kuru kuru yapışık
olur, belki gözlerin dolar yukarı bakarsın hızlı hızlı kırparak göz
kapaklarını. Ölürüm onlara ben Bade'm ölürdüm. Belki de umursamayacaksın bile
dalga geçeceksin, çöpe atacaksın alıp, sonra çıkıp Servet itiyle oynayacaksın.
Balkona çıktığında, bizim boş balkona baktığında sana salak saçma dans
edişlerimi hatırla. Ve hiç unutma Bade, ben sana çok aşığım, aptaldım ama
aşıktım. Şey. Bade, o bahçeli evin orada, oturduğumuz bankta, o bankta kimseyle
dondurma yeme olur mu...”
İyice kötü olmuştum, uyuyamıyordum. Sabaha
kadar sokağı izledim. Bade’nin içeride uyuyuşunu hayal ettim. Sabah oldu herkes
ayakta araçlar gelmiş çoktan başlamışlar bile evi toplamaya ben arkada sızıp
kalmışım. Aniden fırladım evden Bade’yi bulmam lazımdı. Gerekirse evine gidip verecektim
bizzat kendisine. Biraz bekledim sokakta ama artık bizim işlerde bitmeye
başlamıştı. Bizimkiler aşağı indi, eşyaları taşıyan adamlar toplantı. Ne
yapıyoruz ağbi falan dediler, babamda bizi takip edersiniz dedi. Annem bana
seslendi haydi Eyüp. Panik oldum iyice mahalleli ile görüşüyordu annemle babam.
Baktım Servet itinin kapısının önüne iki çocuk indi mahalleden gittim
yanlarına.
“sen
niye gelmedin Servet’in doğum günü bugun.”
“Bade
orada mı”?
“evet,
yukarıda Servet öptü Bade’yi yanağından”
Bir
an için karşımdaki çocuğun yüzünü
bulanık gördüm, sonra onu öldürmek istedim. Sonra yukarı çıkıp doğum günü
pastasının kesildiği bıçağı alıp Servet itinin her yerine defalarca sokmak
istedim, benim acıyan heryerim içim. Kararımı verdiğim anda arkasından diğer
çocuk girdi
“Bade’de
onu öptü”
Yıkılmıştım, dondum kaldım elimde mektupla.
On üç yaşıma geldim böyle bir şey yaşamadım. Evdekiler seslenmiş duymamışım
yanıma geldiler. Abim tutum götürdü beni. Arabaya bindim, camı açtım gözümden
kaybolana kadar Bade’lerin balkonuna baktım. Mahallenin sonuna geldik caddeye
girmek için araçların geçmesini bekliyorduk. Elimdeki mektuba baktım, aklımdan
Bade’nin dudakları geçti, güldüğümüz günler. Elimi arabanın camından dışarı
çıkardım ve mektubu yavaşça bıraktım.
Duvarları yumruklarken buldum kendimi,
hastadeydim herkes etrafıma toplanmış kimileri ürkmüş gözlerle kimileri
acıyarak bakıyordu bana kimisi bağırıyor kimisi kahkaha atıyordu. Beni tutan
adam etrafı açıyordu, uzaklaş buradan diye bağırıyordu. Doktorlar geldi yanıma
iğne falan yaptılar. Tamam, birazdan kendine gelir dedi doktorun biri gitti.
Kafamın içini hissetmiyor gibiydim, oturttular koltuğun birine, sakinleştirmeye
çalışıyorlar hala. Biraz daha iyiydim şimdi.
“Bade
geldi mi”?
“gelmedi
Eyüp amca”
“mektubu
verdin mi”?
“vermedim
Eyüp amca”
“neden”?
“Eyüp
amca, bak elli kere konuştuk seninle bunu değil mi, yedi yıldır burada
kalıyorsun o kadar konuştuk seninle, tamam ben artık senden bir şey
beklemiyorum o ayrı ama yeter da.. yoruldum bende sürekli aynı şeyler.”
“uzatma,
mektubu gönder tamam mı”?
“Eyüp
amca, Bade yok Bade öldü. Elli iki yıl önce öldü. Kaç kere konuştuk bunu, sen
anlattın bana bir gün bir kız varmış çok aşıkmışsın söylememişsin. Sonra artık
canına tak etmiş, dondurma yemek için buluşacağınız yere gelirken freni patlak
bir araba sokaktan geçerken çarpmış Bade’ye. Oracıkta kaybetmişsin anlattın kaç
kere”
“kes
ulan kes orospu çocuğu yalancı herif kes”
“Eyüp
amca üç hafta önce tekerli sandalyedeki adama saldırdın burada, neymiş Bade
boğuluyormuş sen ne biçim cankurtaranmışsın, iki ay önce silahlı saldırıda
Bade’yi korurken öldün, ondan öncesinde kan vericem kan vermezsem ölecek
alsanıza lan kanımı diye ortalığı ayağa kaldırdın ama yeter.”
“siktir
git lan başımdan kahpe, mektubu gönder unutma aynı adres”
“ben
sana ne diyeyim Eyüp amca artık bir şey söylemeyeceğim sana”
“keşke
söyleseydim Arif keşke söyleseydim”
3 yorum:
Erkan elektarlar koltuğun altında kalik
Erkan
Erkaaan
Yorum Gönder