17 Haziran 2014 Salı

Küçük İsyan

   Kâr amacı gütmeyen duyguları idam ettiler, tebessüm bile çıkarsız yanaşmıyor artık yüzlere sevip sarmaladığımız küçük umutlarında içine ettiler, büyümek zorunda kaldık elimizdeki torpili tam karşı komşunun bahçesine atmak isterken. Kala kaldık öylece, unvanların, koşturmanın, statülerin, saygınlığın vs. bütün bu hayatın bel kemiğini kıran boktanlığın içine doğduk tekrardan gözünü kan bürümüş insanların götlerinden. Yaşamak için daha doğrusu yaşamın kıyısından seyredebilmek için akıp giden zamanımızı satmak zorundaydık, hayallerimizi, uykumuzu, aşkımızı, bizi biz yapacak olan elimizde ki her şeyi, karşılığı bir avuç manzara,bir avuç yaşam parçacığı, kendi hayatlarını izlettirdiler ama bize sağ olsunlar. Çünkü kendi dünyamızı seyredecek pek bir şey vermediler bizlere.
  Prize takılı bir hayat akıttılar üzerimize, içtik afiyetle. Seyrettik ve özendik ulaşamadıklarımıza hayallerimiz değişti hayallerimiz bize izlettirdikleri tuzak dolusu kurgudan ibaret tozpembe görünen karanlık oldu. Kişilik ve karakterin adını para koydu, zeki insanın adını kazandığı aptal okullar koydu, kadının adını erkek koydu, sürekli bir koymaca, kolumuza taktığımız saatlerden cebimizde ki telefona kadar bindiğin arabadan girdiğin eve kadar isim koydular çünkü hep bunları izledik, hep rüküş ve şıkları izledik hep ama hep yanlışı izledik. Kimse kafasını kaldırıp nereye yürüdüğüne bakmadı, neden mi? Televizyon vizyonları katlederken kendi katiline daha çözünürlü olabilmesi için para doğuran asalak robotlara evirildik çünkü. Sonucunda beyinlere sokulan kimsenin beynini kullanarak bir yere varamayacağı, yani en azından iyi yönden ne gerek vardı kitap okumaya, kazandığın para seni zeki gösteriyorsa. Kolunda ki saat kalite denilen şeyi yansıtıyorsa işte bu yüzden ne gerek vardı insanın kendini geliştirmesine hazır kalıpların menüsü önündeyken. Yüzeysel olmayı aşıladılar ağızlara, rol yapmadığın her an uyumsuz ve aksi damgasını da vurdular alnına, koşturuluyoruz hiç istemediğimiz yollarda yorulup soluklanmak için oturduğun kaldırımda tabelası düşüyor kafamıza kalkıp devam etmemiz gereken bayırların, rahat yok bu programa zorunlu hiç bir adımda hayali ile koşarken gök kuşağının hayal kırıklıkları batıyor ayaklara sonra rastlayamayışına yakıyorsun sigarayı bu çizilmiş resmin renksizliğinin üstünde.
 Yaşamanın uzağına zincirlenmiş hayatlarımıza bakıp izliyorum kabında ki boka talimliğimizi, tiksiniyorum koca dağlar toplamı kadar, yollardan, kornalardan, betona boğulmuş yeryüzünden çalar saatin kulaklarına boşalmasından kaçtığın sabah kahvaltını vermiyor hayat, çünkü sistemin seni köle haline getirmesine izin vermemeye çalıştığın her an seni acımadan yutan bir kara deliğin içinde buluyorsun kendini, uymak zorundasın, en büyük ihtiyacın haline getirdikleri parayı kazanmak zorundasın, satmak zorundasın kendini,  çünkü tasman cebine konan uyduruk kâğıtların kafesi.
  Bütün bunların yanında birde olmayana inandırdılar yıllarca bu senin sürüngen olarak programlanmış hayatının sözde huzuru içindi senin bok çukurunda ki hayatını idare etmek için sakin olman için bağırmaman için psikolojik antidepresanın oldu bu senin, bütün karanlık güneşle başladı aslında bu yüzden.Ne kadar vahşi ve barıştan uzak olduğuna bu uğurda akıtılan kanın okyanuslar dolusu oluşuna bak dönüp.


Hiç yorum yok: