5 Nisan 2014 Cumartesi

Zor


   Mutluluğun idamı ile mutsuzluğun tahta oturması sonucu, bağışıklık sisteminin tayini çıkmıştı uzaklara, sonrası boşluk vebasının tecavüz morlukları. İçimde bilmem kaç desibellik gürültüden şikâyetçi olan umutta kapıyı çarpıp gitmişti en sonunda…
   Yaralı bir dudağı, mutluluğa bilet kesen avucun içini aşererken, kendimi son kullanma tarihi olmayan ağrıların ikramını yerken buluyorum. Alkolün geniş kollarına atladığım masada, eski dostum yeşil canavarın tütünüme sarılıp içime hücum etmesi ile dansa kaldırdığım kulaklığım bütün bu olmuşlukları olmamışcasına görmenin mümkün yollarını aramanın peşine düşüyordu...
   Kafamın içindekilerin orada olmamasını diliyorum antidepresanları ziyaret ettiğim evin odasında, kendimi şuursuzca ihbar edip tıktırdığım psikolojik koğuşlardan kaçma planını anlatması için bekliyorum ziyaret günlerime gelmesini birilerinin ama bir sineğin vızıltısında karşımdaki sandalyeye gözlerimi oturtabiliyorum sadece...
Kulağıma hapsettiğim Pink Floyd’dan parmak uçlarına kadar gerilmişliğime masaj istiyorum, paranoyanın evime girip ortalığı dağıtmasından sıkıldım sağlam sert bir köpek lazım diyorum kendime üflerken dumanı tavana. Sonra her şeyi geçip güzel ne varsa aklıma atmaya çalışıyorum karışırken biraz tatlansın diye, kendimi gerçeğin evinde buluyorum, bahçesine çıkıyoruz bir kaç yerim ısırgan otunun, dikenlerin merhabasını alıyor. Elime bir silah tutuşturuyor benden ne istediğini biliyorum suratıma kısık gözlü bir mimik çağırıp tüm gücümü topluyorum, hayallerin oturduğu masanın karşısına geçip hepsine elimde ki silahı doğrultup içinde ki mermileri doğurtuyorum. Ortalık, yüzüm gözüm rengârenk oluyor, sonra her şey yavaşlıyor ensemde gerçeğin ses tonu ve silahının soğukluğunun dokunuşu, zaman duruyor, gözlerim dalıyor, bekliyorum…



Hiç yorum yok: