Kâr amacı gütmeyen duyguları idam ettiler,
tebessüm bile çıkarsız yanaşmıyor artık yüzlere sevip sarmaladığımız küçük
umutlarında içine ettiler, büyümek zorunda kaldık elimizdeki torpili tam karşı
komşunun bahçesine atmak isterken. Kala kaldık öylece, unvanların, koşturmanın,
statülerin, saygınlığın vs. bütün bu hayatın bel kemiğini kıran boktanlığın
içine doğduk tekrardan gözünü kan bürümüş insanların götlerinden. Yaşamak için
daha doğrusu yaşamın kıyısından seyredebilmek için akıp giden zamanımızı satmak
zorundaydık, hayallerimizi, uykumuzu, aşkımızı, bizi biz yapacak olan elimizde
ki her şeyi, karşılığı bir avuç manzara,bir avuç yaşam parçacığı, kendi
hayatlarını izlettirdiler ama bize sağ olsunlar. Çünkü kendi dünyamızı
seyredecek pek bir şey vermediler bizlere.
Prize takılı bir hayat akıttılar üzerimize,
içtik afiyetle. Seyrettik ve özendik ulaşamadıklarımıza hayallerimiz değişti
hayallerimiz bize izlettirdikleri tuzak dolusu kurgudan ibaret tozpembe görünen
karanlık oldu. Kişilik ve karakterin adını para koydu, zeki insanın adını
kazandığı aptal okullar koydu, kadının adını erkek koydu, sürekli bir koymaca,
kolumuza taktığımız saatlerden cebimizde ki telefona kadar bindiğin arabadan
girdiğin eve kadar isim koydular çünkü hep bunları izledik, hep rüküş ve
şıkları izledik hep ama hep yanlışı izledik. Kimse kafasını kaldırıp nereye
yürüdüğüne bakmadı, neden mi? Televizyon vizyonları katlederken kendi katiline
daha çözünürlü olabilmesi için para doğuran asalak robotlara evirildik çünkü.
Sonucunda beyinlere sokulan kimsenin beynini kullanarak bir yere varamayacağı,
yani en azından iyi yönden ne gerek vardı kitap okumaya, kazandığın para seni
zeki gösteriyorsa. Kolunda ki saat kalite denilen şeyi yansıtıyorsa işte bu
yüzden ne gerek vardı insanın kendini geliştirmesine hazır kalıpların menüsü
önündeyken. Yüzeysel olmayı aşıladılar ağızlara, rol yapmadığın her an uyumsuz
ve aksi damgasını da vurdular alnına, koşturuluyoruz hiç istemediğimiz yollarda
yorulup soluklanmak için oturduğun kaldırımda tabelası düşüyor kafamıza kalkıp
devam etmemiz gereken bayırların, rahat yok bu programa zorunlu hiç bir adımda
hayali ile koşarken gök kuşağının hayal kırıklıkları batıyor ayaklara sonra
rastlayamayışına yakıyorsun sigarayı bu çizilmiş resmin renksizliğinin üstünde.
Yaşamanın uzağına zincirlenmiş hayatlarımıza bakıp
izliyorum kabında ki boka talimliğimizi, tiksiniyorum koca dağlar toplamı
kadar, yollardan, kornalardan, betona boğulmuş yeryüzünden çalar saatin
kulaklarına boşalmasından kaçtığın sabah kahvaltını vermiyor hayat, çünkü
sistemin seni köle haline getirmesine izin vermemeye çalıştığın her an seni
acımadan yutan bir kara deliğin içinde buluyorsun kendini, uymak zorundasın, en
büyük ihtiyacın haline getirdikleri parayı kazanmak zorundasın, satmak
zorundasın kendini, çünkü tasman cebine konan uyduruk kâğıtların kafesi.
Bütün bunların yanında birde olmayana inandırdılar
yıllarca bu senin sürüngen olarak programlanmış hayatının sözde huzuru içindi
senin bok çukurunda ki hayatını idare etmek için sakin olman için bağırmaman
için psikolojik antidepresanın oldu bu senin, bütün karanlık güneşle başladı
aslında bu yüzden.Ne kadar vahşi ve barıştan uzak olduğuna bu uğurda akıtılan
kanın okyanuslar dolusu oluşuna bak dönüp.


